28 Eylül 2011 Çarşamba

kardeşlik = kıskançlık mı??

şimdii gelelim merak edilen konuya..
gün oldu  1,5ayı geçirdik 4 kişilik ailemizle.
nasıl oldum? hala delirmedin mi? halin vaktin yerinde mi diye sorar durursunuz..
evet bakıcı meselesine girmedim. şöyle bir düşüncem vardı;nasıl ki ege'ye arada anneler desteği alarak da olsa tek başıma baktım.. aynı özeni kardeşine de göstermek istiyorum diye bir takıntım vardı.
egecim yarım gün okula gidip,öğleyin pestili çıkmış vaziyette gelince..
öğle uykularımız 3,5 saate yükselince..
ev halimizde keyfimiz gayet iyi oldu.
dış planda bir öğleden sonra ne kadar deliririz bilemem,denemeye de gerek yok.
şimdilik bu düzen iyi.

Deniz'cim şu an güzel döneminde.kendini hissettirmeden sessiz sessiz dolaşabiliyor her yeri.(Deniz 40gün-Ege 3yaş 4,5ay)
ege'de uykusunu almışsa ,iyi bir çocuk olup sapıtmıyor.
sanmayın ki herşey böyle pembe bulutlar içinde..


ilk günler;
hastaneden geldiğimiz hafta ege'nin öğle uykularına odaklanamadım. sonucunda da tam misafirlerin geldiği,ege'nin de dellendiği 4-5 sularında evde bir curcuna.
hele ki o sağlık ocağından gelen doktor ziyaretini unutamam.bahçe kapısı ve sokak kapısından gelenler bir yandan,bir taraftan Deniz'in topuk kanı alınıyor o çığlık çığlık,bir taraftan Ender ilk defa Deniz'i görüyor o mıncık mıncık,Ege de şımararak zıplıyor koltuk tepelerinde. Arkadaşlarıma ne dedim,ne zaman gittiler hatırlamıyorum bile:)
İlk zamanlar biz üç kişi şeklinde yapışık yaşıyorduk.alt mı değiştirilecek, hepimiz yatağın üstünde,emzirilecek mi üçümüz sarılmış vaziyette.
ben hiç bi zaman 'dur bi dakika kardeşinle ilgileniyorum' demedim
emzirirken ,egenin onunla  ilgilenmem için getirdiği oyuncakları oynamaya çalışıyordum.
ilk haftalar;
ege için kıskanmak demek sanırım kardeşini çoook sevdiğini göstermek demek.
biri geldi mi,işte başlıyor o zaman gösterimiz.
kardeşinin o cılız parmaklarını tek tek saymalar,uyurken öpmeler,'bak kardeşim burda'  şımarıklıkları.
Allahtan çevremdekiler doğum öncesi uyarımı dinlediler; ziyarete gelenler ilk önce ege'nin yanına gittiler.
ege kardeşini gösterince 'a aa senin kardeşin mi oldu,biz seni görmeye gelmiştik' dediler.
ben ege'ye sen misafirlerimizi kardeşinle tanıştır diye görev vermiştim
hediye getirenler çook düşünceliler,mutlaka ege'ye de birşeyler almışlardı. ben bu sana dediğimde önemsemiyeceği bir kıyafet de olsa sevinçle karşılıyordu. vay be ne çocuksun sen egecim :(


günler geçtikçe gitgide ege alıştı.
deniz zaten ona hayran doğmuştu. ege'nin ağladığını duyunca deniz'in de ağladığını farkettim ya da o konuşurken onun yüzüne baktığını.
ege baktı ki kardeşi gelince pek bişeyler değişmiyor. evet o annesini emmek için sürekli kucağında. ama işte o bebeklerin uzuun uykuları var ya onlar kurtarıcı. o zamanlar resmen fazla mesai gibi ege ile ilgilendim,onu dinledim,oyunlar oynadım. evet geceleri de uykusuzdum,çok yoruldum.ama sanırım bu fedakarlığa değdi.
gece beraber yatıyorduk. deniz zaten uyumuş oluyordu ve biz sohbet edip masal okuya okuya uyuyorduk. eskisi gibi,sadece yanımızdaki beşikte yatan bir bebek vardı.
evet deniz için daha az ilgilenilmiş olabilir.Ege o kadar küçükken gözümüzle bile saatlerce sevdiğimiz bir bebekti. şimdi o zamanlardan çalıp Ege'ye ayırıyorduk.
yalnız gözümüz sürekli ege'nin üstündeydi. annemlerin evi büyük ve kaşla göz arasında ege kardeşinin beşiğinin yanında onu sevmeye!! ya da uyandırmaya çalışıyor oluyordu.
bir kez ben yanındaydım. abimle konuşmak için kafamı çevirdim,bir döndüm ki Deniz'in yüzünde battaniye var. 'o üşümesin diye örttüm' boyu yetişmediği için beşiğe atmıştı battaniyeyi ve o da yüzüne gelmişti.
tabi oyuncaklarını hediye de etti.
yumuşak şirinleri verdik,deniz'in beşiğine astık. ama başka oyuncaklarını da paylaşmak istiyordu.çünkü paylaştıkça çevresindekiler onu beğenecek aferin diyecekti (ah ege bu da senın huyun di mi) bir baktım ki o sert arabayı Deniz'in eline parmaklarını zorla açarak tutturmaya çalışıyor.
bazen bilerek uyandırdığı da oldu. kızınca 'onu başka çoçuk yaptı' dedi. ben de 'başka çocukların kardeşine kötülük yapmasına izin verme ege' dedim.


eve geçince herşey daha güzelleşti. en baştan beri söylüyorum biz yalnızken sorun yok,birileri ziyarerte geldi mi Ege'nin showları başlıyor.onu çok severken tepesine çıkıyor. ilk günlerdeki gibi yatak üzerinde zıplamalar kalmadı ama illa ki bri mıncıklanıcak.
hani bazen 'beni bebek gibi kucağında taşır mısın' deniyor. ama sanırım Tracey Hogg'un kitabında okuduklarıma göre biz kıskançlığı minimumda yaşıyoruz. çok şükür umarım böyle de devam eder.
ha bu arada kardeş isteyenlere kitabı tavsiye ederim. gerçi biz bebek doğduktan sonra alıp doğru yapmışmıyız diye baktık ama.
ayıptır söylemesi içgüdülerim mi iyidir ne. bilmeden Tracey'nin tavsiyelerinin çoğunu yapmışım.
o ege'ye bebekle ilgili herşeyi anlatıyor da anlatıyordum ya. hani o daha anlamaz çok küçük demeden konuşuyordum. çok doğru yapmışım.

şimdi nasıl mıyız?
ege artık emzirirken görüyorsa beni onunla ilgilenmem konusunda ısrar etmiyor. ama bende işim bitince resmen evin içinde koşarak onun yanına gidiyorum.
bazen Deniz'i fazladan ağlatıyor olabilirim.Ege'ye bir lokma fazladan yemek yedirmek,Denizin bir dakika altını geç değiştirmesinden iyidir diyorum. sonra vicdan azabı da çekiyorum . ama ikinci anneliğin avantajı,ağlama tonlamasından bebeğinin isteğinin ne kadar acil olduğunu ayırt ediyorsun ve o heyecanlı panik halin olmuyor. gayet bilinçli boğazına süt mü kaçtı,hop tepetaklak çeviriyorsun.
ilkinde elim ayağım titrerdi mesela.
içgüdülerimle yaptığım iki şeyi söyliyecem;
*ege'ye söylediğim bir laf  'kardeşini uyandırma sessiz ol,o uyanırsa huysuz olur bu sefer ben onula ilgilenirken seninle oyun oynayamam'.. gerçi bu laf derin psikolojide kötü etki yapıyormudur bilmem
*ege kardeşini sevmek istiyorsa ben de Ege'yi seviyorum.yani ikimiz de Deniz'e odaklanmıyoruz. böyle çember gibi bişey oluyoruz ve bence kesinlikle doğru,bunu Tracey kitabına eklesin :)

veee her zaman kardeşini sevmesine izin veriyorum. uyurken bile,çok hafif  dokunmasına izin veriyorum. onun sevgisini asla geri çevirmiyorum.

öğle uykularını mutlaka onları el ele tutuşturarak yapıyorum.
ve ikisinin de aynı anda sırtını pışpışlıyorum.
çok konuşuyorum. daha da konuşucam.. kardeşlik çok zor,ama güzel de.
inşallah bu çabalarımın sonucunu görürüm.
onların karşılıklı oyun oynadıkları sahne hayalim. onu da bu sayfalara yazıcam bir gün.

2 yorum:

minny dedi ki...

Ece merhaba, benim büyük oğlum 8 küçük oğlum ise 1 yaşında. Misafir geldiğinde kardeşi sahiplenme, mıncırma durumu bizde de oldu. "o benim kardeşim kimse ellemesin diyordu mesela. Allahtan bizde bu durum 1 ay kadar sürdü. ben de büyük oğlumun kardeşinin bakımı ile ilgili her şeyin içinde olmasına izin verdim. ( zaten başka çarem yok çünkü tek başıma bakıyorum, yardımcım yok) Emzirirken oğlumun ödevlerini yaptırdım, süt sağarken oyun oynadım. KArdesini istediği her an kucağına verdim. ( herkes aman verme düşürür diyordu.) Ben yanındayken almasına izin vermeseydim yalnızken almaya kalkabilirdi.
Şimdi küçük abisine hayran. Peşinde geziyor. BAkalım minik biraz daha büyüyüp beraber oynamaya başladıklarında neler olacak.
Sevgiler,
Aslıhan

eci-co dedi ki...

Merhaba Aslıhan, dediğin doğru.ikisi ile aynı anda ilgilenince o alışma günlerini daha kolay atlatıyorsun. benim çevremdekiler de çok heyecanlı,şu an ikisi yanyana uyuyorlar mesela.annem için bu hareketim çok tehlikeli:)
senin yorumlarını okuyorum ama sanırım blog yazmıyorsun artık. bence sen de anılarını paylaş,ilk okuyucun ben olurum emin ol. hoşçakal..